Doç. Dr. Hamit Caner'İn yazısı ;
"Biz" içinde "Ben" Olmak: Zihinlerin Dansı-
"Biz" demek, insanlığın en kadim dansıdır: Bireyin "ben"i, kolektifin sesinde erimez; aksine, "zihinlerin özgürce çarpan ritmiyle" onu zenginleştirir.
Tarih, bu dansın koreografisini yazanların değil, "kimsenin kimsenin aklıyla oynamadığı" sahnelerin izini taşır.
Sokrates, dogmaları sorgularken bir toplumun zihnini uyandırdı, ama "hiçbir otoritenin onun aklını çalmasına izin vermedi".
Virginia Woolf, kadınların edebiyatta "ben" olma mücadelesini, "kelimelerle oynayanlara karşı" bir "biz" manifestosuna dönüştürdü.
Nietzsche’nin yalnız dehası, yıllar sonra "kolektif bir başkaldırının kıvılcımı" oldu, çünkü o, "hiçbir zihnin tutsağı olmadı".
"Biz" içinde "ben" olmak, yalnızca dayanışmayı değil, "birbirimizin zihnine saygı duymayı" da seçmektir.
Konforun sığ sularından çıkıp, "akıllarımızı manipülasyonun rüzgârına kaptırmadan" dalgaları göğüslemek...
İşte gerçek özgürlük, bu ortak dürüstlükte saklı.
Dil, bu hakikatin aynasıdır. "Mahalle sakinleri parkı yeniledi" cümlesi, Ahmet’in tek başına yaptığı yemeği değil, "hiçbir elin diğerinin aklını çelmediği" bir iş birliğini anlatır.
Felsefe ise bize şunu fısıldar: Descartes’ın "düşünüyorum"u, ancak "düşüncelerimiz özgürse" anlam kazanır.
Kant’ın özgür iradesi, "zihinler manipüle edildiğinde" çöken bir ahlakı değil, toplumun ortak vicdanını inşa eder.
Sartre’ın "mahkûm" olduğumuz seçimler, "başkalarının zihnimize çizdiği sınırlardan kurtulduğumuzda" gerçek bir kader haline gelir.
Belki de insan olmanın özü budur: Bir yapbozun parçasıyken, "başkalarının elinde bir oyuncak olmadan" onu yeniden tasarlayabilmek.
Hayatın nehrinde savrulmak yerine, "akıntıya kapılmış zihinlerin değil, özgür iradenin yön verdiği" bir damla olmak...
Unutmayın: "Ben"i "biz"e katarken kaybolmazsınız; aksine, "daha büyük bir hikâyenin kahramanı" olursunuz.
Çünkü gerçek izler, ancak zihinler özgür olduğunda kalıcılaşır.
Kimse kimsenin aklıyla oynamasın; çünkü "biz", ancak özgür "ben"lerin dansıyla var olur."