İşte mektubun tamamı;
Başbakana Mektup
Sayın Ünal Üstel, Başbakan Ortaokullar ile Ortaöğretim Kurumları İçinde ve Dışında Uyulacak Kurallar ve Disiplin Tüzüğü’nde (Disiplin Tüzüğü) 14/2/2025 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından yapılan değişiklik, Anayasamıza ve Milli Eğitim Yasamıza açıkça aykırıydı. Bu değişiklik, laikliği, çağdaş ve bilimsel eğitimi, Atatürk ilke ve devrimlerini, laik ve demokratik toplum yapımızı yok sayan bir düzenlemeydi.
Söz konusu değişikliğin 25/3/2025 tarihinde geri çekilmesi, bu aykırılığı ortadan kaldıran olumlu bir adımdı. Ancak bu karara rağmen, bazı çevrelerin bu sürece saygı göstermediği, dikkate almadığı ve iki okulumuzda çocuklarımızı kullanarak siyasallaştırma çabalarını sürdürdüğü görülmektedir.
Bu çevreler, anayasal düzeni zorlayarak, laik eğitim savunucusu öğretmenleri ve öğretmen sendikalarını hedef haline getirmekte, toplumda kutuplaşmayı ve çatışmayı körüklemektedir. Kurdurulan platformlardan yapılan tehditlerin, hükümet ortağı bir siyasi partinin yönlendirmesiyle ve ilgili partinin Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik örtülü planlarıyla şekillendiği, verilen beyanatlarla açıkça görülmektedir.
Bu durum, toplumsal huzur ve güvenliğimizi son derece tehlikeli bir noktaya sürüklemektedir. Geçtiğimiz hafta öğretmen sendikaları, Barolar Birliği, Eğitim Bakanı ve hükümet temsilcileriyle yaptığınız toplantıda da görüldüğü gibi, bir tüzüğün sorumluluğunun Anayasa, yasalar, AİHM kararları ile belirlendiği açıkken; Eğitim Bakanı’nın okul idarelerinin öğrencilerin kılık kıyafetinin nasıl olacağına karar verme yetkisi ve görevini Disiplin Tüzüğüne aykırı belirleme hakkı varmış gibi gösterme çabası kabul edilemezdir.
Mevzuata göre kılık kıyafetin nasıl olacağına dair düzenleme yetkisi okul idaresindedir ancak okul idaresinin bu yetkisini Disiplin Tüzüğüne uygun bir şekilde belirleme yetkisi, yükümlülüğü ve görevi vardır. Böylelikle okul idarelerinin Disiplin Tüzüğüyle sınırlandırılmış ‘siyasi sembolle okula gelme sınırlamasını’ kaldırma yetkisi yoktur. Bugün bu yetki varmış algısı yaratan ve bu dayatmanın arkasındaki siyasi amacı gizlemeye çalışan Eğitim Bakanıdır.
Bu tutum, yalnızca eğitim değil, ülke geleceği açısından da büyük bir talihsizliktir. Anayasası, Milli Eğitim Yasası, Tüzüğü laik olan, Atatürk İlke ve Devrimlerine bağlı olunması koşul olan bir konuyla ilgili okul idarelerinin tüm bunların dışında farklı bir karar alma yetkisi varmış gibi, sanki okul yönetimlerinin yasaların emrettiğinden farklı karar verme yetkisine sahipmiş gibi tartışma yaratılması nerde görülmüştür? Bunun tartışılabilecek ya da uzlaşı aranabilecek bir konu olduğu özellikle sizin tarafınızdan nasıl düşünülebilmektedir? Yapılan toplantı sonrası hükümet ortaklarından birinin provokatif açıklamalarla “uzlaşılacak bir konu varmış” algısı yaratması ve öğretmen sendikalarını hedef göstererek düşmanlaştırması, toplumumuzu uçuruma sürükleyen tehlikeli bir siyasettir.
Havuz medyası aracılığıyla Türkiye’de ve adamızda öğretmenlerimize, sendikacılarımıza, insanlarımıza karşı başlatılan linç kampanyası, siyah vitoların, imamların, tarikat üyelerinin, AKP yetkililerinin okullarımızın kapılarına dayanmaları, kışkırtıcı açıklamalar yapmaları da kabul edilemezdir, toplumsal çatışmaya, felakete neden olma olasılığı çok yüksektir, ivedilikle Anayasa ve yasalarımız bağlamında tarafınızdan bu konuya nokta konulması gerekmektedir. Günlerdir bazı çocuklarımızın elçilik, aile, AKP yetkilileri tarafından siyasal, ideolojik bir amaç için nasıl istismar edildiğini gördük, görmekteyiz.
Öğretmenlere saldırıları, diğer çocukların eğitim hakkının hiçe sayılmasının devam ettirilmesi için bakanın, bakanlık yetkililerinin çabalarına tanık olduk, olmaktayız. Bizzat bakan ve hükümet ortağı parti başkanından halkın kışkırtılmasına şahit olduk, olmaktayız. İvedilikle bu durdurulmalıdır, tüm bunlara son verilmelidir.
Bazı çevreler AİHM kararlarını çarpıtarak, okullarda her yaşta ve her koşulda sınırsız serbestlik olması gerektiği algısını yaratmaya çalışmaktadır. Oysa AİHM, laiklik ilkesine bağlı devletlerin eğitim alanında dini sembollere sınırlama getirme hakkını tanımış; kararlarında böyle bir serbestliği hiçbir zaman genelleştirmemiştir. AİHM kararları, ideolojik talepleri meşrulaştırmak için seçmeci biçimde kullanılamaz. Devletler ve toplumlar, çocukların gelişimsel olarak karar alma, tercih oluşturma ve kimlik tanımlama süreçlerinin belirli bir yaşa kadar yönlendirilmemesi gerektiği konusunda ortak bir anlayışa sahiptir.
Başörtüsü gibi sembolik ve ideolojik değeri yüksek bir tercihin, gelişimsel olarak bu bilinç düzeyine henüz ulaşmamış çocuklar tarafından “özgür irade” ile benimsendiğini varsaymak, pedagojik açıdan geçersizdir ve bilimsel temelden yoksundur. Çocuk haklarının en temel ilkesi, çocukların kendi kimliklerini baskı ve yönlendirmeden uzak bir şekilde geliştirebilmesidir. Küçük yaşta dini sembollerle donatmak, siyasal İslam dayatması, din istismarlığı anlamına gelmektedir ve bu ilkenin açık ihlalidir.
Bu durum bir özgürlük değil; yönlendirilmiş uyumun, sosyal baskının ve pedagojik hatanın ifadesidir, okulları, çocukları, çok kültürlü toplumsal yapıyı bölecek, ayrıcalık isteyen dini sembol dayatması anlamına gelmektedir. Sayın Başbakan, Gericileştirilen müfredatlar, kadının, bilimin, toplumsal cinsiyet eşitliğinin, Anıtkabir’in, Atatürk’ün, evrim teorisinin çıkarıldığı içerikler, zorunlu din derslerinin tek din öğretisine dönüştürülmesi; eğitim sisteminin belirli bir ideolojik kalıba sokulmaya çalışıldığını açıkça göstermektedir.
Bu hedef; tarikat, cemaat ve dini vakıfların faaliyetleriyle de desteklenmektedir. Bu faaliyetler derhal durdurulmalı; müfredatlar, içerikler ve tüm eğitim politikaları yasal çerçeveye ve anayasal düzene uygun biçimde yeniden yapılandırılmalıdır. Laik, bilimsel, Atatürk ilke ve devrimleri temelindeki bir eğitim ve laik toplum yapısı yalnızca öğretmen sendikalarının değil, Kıbrıs Türk toplumunun da kırmızı çizgisidir.
Sizlerin de bildiği gibi, Kıbrıs Türk toplumu, İngiliz sömürge idaresinin cemaatlaşma dayatmasına karşı Dr. Fazıl Küçük Liderliğinde, Atatürk İlkeleri doğrultusunda, kara çarşaf ve tüm örtülerini 1930’larda söküp atmış o yıllardan itibaren laik yaşam biçimini benimseyen, bu konuda son derece hassasiyet gösteren bir toplumdur.
Bu toplum, farklı din, dil ve kökene sahip insanlarla bir arada yaşamış, farklılıklara hoşgörüyle yaklaşmış demokratik bir toplumdur. Akan nüfusu artık kaldırmayan ülkemizde toplumun tüm kesimleriyle birlikte çağdaş bir vatandaşlık yasası yapılmalı, kimlikle giriş durdurulmalı, toplum yapımızın bozulmasına, çocuklarımızın üzerinden dini, siyasi ve ideolojik yönlendirmelerle bir çatışma ortamı yaratılmasına izin verilmemelidir. Laik ve bilimsel eğitim hakkı, anayasal ve evrensel bir haktır. Bu hak pazarlık konusu edilemez, uzlaşmaya açık değildir. Bu durumun ve duruşumuzun net olarak bilinmesini isteriz.